Antalya Psikolog Ofisi – Lara Psikiyatri

Depresyon

Depresyon

Depresyon, yaşamımızda sıklıkla kullandığımız ve duyduğumuz bir terimdir. Özellikle stres altındayken, moralimiz bozulduğunda veya kendimizi umutsuz hissettiğimizde depresyonda olduğumuzu düşünebiliriz. Her ne kadar depresyonun görülme sıklığında belirgin bir artış meydana gelse de yaşadığımız her moral bozukluğuna depresyon demek klinik anlamda depresyon tanımı açısından oldukça hatalı olacaktır. Klinik olarak bir tanıdan bahsedebilmek içinse yaşanan keyifsizlik, mutsuzluk ve çökkün duygudurum halinin en az iki hafta sürmesi, kişinin yaşam işlevselliğinde belirgin bir bozulmaya ya da sıkıntıya yol açması ve diğer bazı ölçütlerin karşılanması gerekmektedir. Depresyonda görülen belirtiler şu şekildedir:

Tanı konulabilmesi için bu belirtilerden 1 ve/veya 2’nin dahil olduğu en az beş belirtinin iki haftalık bir dönemde görülmesi, sıkıntıya ya da işlevsellikte belirgin bozulmaya yol açması ve diğer bazı olasılıkların (örneğin madde kullanımının yada genel tıbbi durumun fizyolojik etkisi, yas süreci) dışlanması gerekmektedir.

Genellikle 20’li yaşların ortalarında başlayan, olumsuz üçlü’ olarak adlandırılan yani kişinin kendisi, diğerleri ve gelecekle ilgili olumsuz/karamsar bilişleri ile karakterize olan bir duygudurum bozukluğudur. Yaşam boyu depresyon geçirme olasılığı kadınlarda erkeklerin yaklaşık iki katı kadar olup bu oran %10-25 dolaylarındadır.

Depresyon biyolojik veya psikososyal etmenlere bağlı olarak gelişebilmekte genellikle birden fazla tetikleyicinin hastalıkta rol aldığı gözlenmektedir. Genetik yatkınlık yani birinci derecede biyolojik akrabalarında depresyon bulunması kişinin kendisinin de depresyon geçirme riskini arttırmaktadır. Önceden depresyon dönemi geçirmiş olmak da yeni bir depresyon geçirme açısından risk arttıran bir diğer faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.

Hastalığın gidişatı farklılıklar gösterebilmekte, hastalığın süresi, belirti şiddeti, psikotik özelliklerin eşlik etmesi gibi bazı etmenler ise tablonun ağırlaşmasına neden olabilmektedir. Gerek intihar riskine varabilen ciddi belirtiler ve kişide yarattığı yoğun sıkıntılar gerekse diğer pek çok ruhsal bozukluğa eşlik etmesi depresyonun titizlikle ele alınmasını gerektirmekte ve ruh sağlığı uzmanlarınca tanı-tedavi sürecinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Tedavi sürecinde hasta ve yakınlarının depresyon ve tedavi süreci hakkında bilgilendirilmesi ve varsa intihar riskinin kontrol altına alınması kritik önem taşımaktadır. Tedavide hem belirtilerin azaltılması/ortadan kaldırılması hem de işlevselliğin arttırılması amaçlanarak psikofarmakolojik müdahaleler (ilaç tedavisi) ve/veya psikoterapiden yararlanılmaktadır. Özellikle doğru zamanda gerçekleştirilen doğru tedavi süreci ile oldukça etkili sonuçlar elde edilebilmekte ve hastalar iyilik hallerini tedavi bitiminden sonra da sürdürebilmektedir.

DEPRESYON TEDAVİSİ

Hastalığının tedavisinde karşılaşılan birincil problem hastanın kendisinde genellikle yavaş yavaş gelişmiş olan belirtilerin farkında olmamasıdır. Bir diğer problem ise hasta yakınlarının var olan belirtileri bir hastalık ürünü gibi görmek yerine üzülme, takma kafana gibi teselli sözleri ile yada iyi düşün iyi olsun gibi var olan probleme çözüm üretmekten yoksun öneriler ile geçiştirilebilecek bir gelip geçici ruh hali olarak değerlendirmeleridir. Ayrıca hastanın toplum tarafından damgalanma endişesi de yardım almasının önündeki bir diğer engeli oluşturulabilir. Tüm bunların sonucu ile bunun bir hastalık olduğu ve tedavi gerektirdiği unutulmamalıdır.

Hastalığının türüne, süresine ve şiddetine göre tedavideki öncelik seçenekleri de değişmektedir. Yapılan araştırmalarda Bilişsel Davranışçı Psikoterapi (BDT) yönteminin hafif ve orta derecede depresyonda en az ilaç tedavileri kadar etkili olduğu, ağır ve psikotik özellikli depresyonda da diğer tedavi yöntemlerine ek olarak uygulanmasının iyileşme oranlarını anlamlı derecede artırdığı gösterilmiştir. İlaç tedavileri Ağır derecede yada psikotik özellikli depresyonda halen ilk seçenek olarak kullanılması gereken yöntemdir. Hafif ve orta derecede depresyonda da ilaç tedavileri uygulamak yanlış değildir ancak kar zarar, yan etki ve maliyet analizleri iyi yapılmalıdır. İntihar riski olan yada tedaviye dirençli depresyonda ise EKT (Elekro Konvulsif Tedavi) hayat kurtarıcı gücü ile en etkili yöntem olarak halen güncelliğini korumaya devam etmektedir.

Bilişsel Davranışçı Psikoterapi (BDT) yöntemi ile depresyon tedavisinde muayene ve tanı koyma süreçleri ile beraber gelişmiş olması beklenen iyi bir hasta hekim ilişkisi birincil şarttır. Müdahale yöntemi olarak ilk yapılması gereken ise davranış aktivasyonudur. Depresyon hastalarında görülen motor (beden) ve mental (zihin) retardasyon (yavaşlama) bilişsel müdahaleleri psikoterapinin ilk bölümünde oldukça zorlaştırdığı için öncelik beden aktivitesinin artırılmasına verilmiştir.

Yapılan araştırmalar haftada en az üç gün, en az bir saat süre ile ve kalp atım hızını istirahat haline göre en az %50 oranında artıracak şiddette yapılan fiziksel aktivitenin hafif ve orta derecede depresyon hastalığının iyileşmesinde tek başına bile ilaç tedavilerine yakın derecede etkili olduğu gösterilmiştir. Gün aşırı sıklıkta en az bir saat süreli tempolu bir yürüyüş ya da uygun tempoda yüzme gibi aktiviteler yukarıda tanımlanan fiziksek aktiviteye örnek olarak verilebilir.

Davranış aktivasyonunun ardından hastanın semptomlarına uygun şekilde yürütülen bilişsel müdahaleler ve verilen ev ödevleri ile 10-12 seans gibi kısa bir sürede depresyon hastalarında iyileşme sağlanabilmektedir. BDT’de terapistin yetkinliğinin yanında hastanın da terapist ile kuracağı iyi bir iş birliği, seanslar içinde yapılan müdahaleleri günlük yaşamda uygulama çabası, verilen ev ödevlerini düzenli olarak uygulaması ve not tutarak bir sonraki seansa getirmesi, seanslar içinde amaca uygun gündemlerin oluşturulmasındaki alacağı aktif rol ve açık iletişim ile yardım isteme hali başarı şansını artıran diğer unsurları oluşturmaktadır.

Tedavisinde kullanılan ilaçlar toplum genelinin zannettiği gibi uyuşturmak ya da sakinleştirmek gibi amaçlar ile verilmemektedir. Yaygın kanının aksine kullanılan ilaçlar tedavi edici ve iyileştirici özelliktedir. Bağımlılık yapıcı, günlük hayatı bozucu etkileri yoktur. Tedavide tüm dünyada ve ülkemizde ilk tercih ilaçlar SSRI (Seçici Seratonin Gerialım İnhibitörü) grubu antidepresanlardır. Bu grubun en önde gelen temsilcileri ise Fluoksetin, Sertralin, Fluvoksamin, Sitalopram, Essitalopram ve Paroksetindir. Depresyon tedavisinde oldukça etkili bir diğer antidepresan grubu ise SNRI (Seratonerjik Noradrenarjik Gerialım İnhibitörü) grubu ilaçlardır. Venlafaksin ve Duloksetin bu grubun en önde gelen temsilcileridir. NASSA (Noradrenarjik Seçici Seratonerjik Antidepresan) grubu denilince ise Mirtazapin ve Mianserin akla ilk gelen antidepresan ajanları oluşturur.

Bunların yanında ülkemizde Seçici MAO (Mono Amin Oksidaz) inhibitörü olarak var olan Moklobemid, NARI (Noradrenalin Gerialım İnhibitörü) olarak görev yapan Reboksetin, NDRI (Noradrenalin ve Dopamin Gerialım İnhibitörü) olarak kullanılabilecek olan Bupropion da depresyon tedavilerinde uygun alanlarda kullanılabilecek etkili ajanlardır. Eski kuşak ilaçlar olarak da bilinen Trisiklik ve Tetrasiklik ilaçlar da depresyon tedavisinde oldukça etkin olmakla birlikte ağız kuruluğu, kilo alımı, kardiyak yan etki riski gibi nedenler ile artık daha seyrek kullanılmaktadır.

Yukarıdaki paragrafta da görüldüğü gibi antidepresan ilaçlar diye tanımlanan ajanlar oldukça farklı grup ve çeşide sahiptir. Tüm bu verilerin ışığında depresyon tedavisi için kullanılacak reçetenin bir psikiyatri uzmanı tarafından hastanın bizzat muayene edildikten sonra düzenlenmesi gerektiği bir kez daha görülmektedir.

Duygudurum Düzenleyicileri, Tipik ve Atipik Antipsikotik ilaçlar ve Anksiyolitik Sedatif Hipnotik ilaçlar da yeri geldiğinde depresyon tedavilerinde antidepresanların yanında kullanılabilecek diğer ajanları oluşturmaktadır.

Depresyon tedavisinde ilaç kullanım sürelerine gelince; Dünya Sağlık Örgütünün önerisikişinin hayatı boyunca yaşadığı ilk atak depresyon için en az 6 ay, 2. atak depresyon tedavisinde en az 1 yıl, 3. atak depresyon tedavisinde en az 2 yıl ve 4. ve daha fazla olan depresyon atağında ise 2 yıldan az olmamak şartı ile hastanın klinik durumuna göre tedavisinin devam etmesi yönündedir. Belirtilen sürelerden daha erken kesilen tedavilerde hastalığın nüks ihtimali belirgin derecede daha yüksektir. Bu bilgiler ışığında depresyon hastasının tüm şikayetleri ve hastalık belirtileri iyileşmiş olsa bile hekim önersi oladan tedavide değişiklikler yapmak yada tedaviyi kesmek hasta ve hastalık için uygun değildir.

İntihar riski taşıyan yada tedaviye dirençli depresyonlarda kullanılan EKT de bilimsel olarak etkili olduğu ispat edilmiş ve olukça etkili bir depresyon tedavisi seçeneğidir.

Psikanalizden köken alan Psikoanalitik Yaklaşımlı Psikoterapiler ve Destekleyici Psikoterapiler de depresyonda kullanılabilen diğer psikoterapi yöntemleridir.

Yazının sonunda mutlaka değinilmesi gereken bir diğer konu da Psikoterapi ismi ile tanımlanan yöntemlerin ehil eller ile yapılmasının gerektiği gerçeğinin göz ardı edilmemesidir. Psikiyatri Uzmanlarının ve Klinik Psikologların dışındaki hiçbir meslek grubundan bu amaçla yardım alınmaması diğer psikiyatrik hastalıklarda olduğu gibi Depresyonda da hastanın zarar görmemesi ve iyileşebilmesi açısından son derece önemlidir.

İlgili Makale Depresyondamısınız?

Exit mobile version