Antalya Psikolog Ofisi – Lara Psikiyatri

Çocukluk Korkuları

Çocukluk Korkuları

Korku, görünen ya da görünmeyen tehlikeler karşısında canlının kendini korumasına olanak tanıyan bir tepkidir. Güçlü bir heyecan türüdür.

Korku tepkileri 5 ila 9. aylarda oluşmaya ve görülmeye başlar.

Korkunun en çok yaşanması 3. ve 11. yıllara rastlar.

Üç yaşında korku uyandıran şey, çocuğun çevresinde var olan nesne, kişi ve olaylardır. Yaş iyice büyüdükçe korkular yetişkin profiline biraz daha benzer.

Okul başarısı gibi sosyal korkularda artış olurken, hayali nesnelerden duyulan korkularda azalma görülür. Bunun başlıca nedeni, zihinsel gelişimde oluşan ilerlemedir.

Bir bakıma insan yavrusu, çevresinden ve kendi içinden gelen korkuları yenerek, aşarak olgunlaşır.

Örneğin, bir bebek için her şey korkutucu olabilir. Gürültüler, alışılmamış bir nesne, bir yabancı yüz gibi. Bebek, acıkma, susama, altının ıslanması gibi kendi içinden gelen neden ve ihtiyaçlara da korku tepkisi gösterebilir.

Çocuklar henüz zihinsel gelişimlerini tamamlamamış olduklarından çevrelerindeki pek çok nesne yeni ve ürkütücü görünebilir. Çocuk çevresini tanıdıkça, beden gücü ve zihin yetenekleri geliştikçe, korkularını tek tek yener.

Korkuların oluşması hakkında çeşitli görüşler vardır.

Bunlardan bir tanesi korkuların genlerle, doğuştan getirildiğidir.

Diğeri ise korkuların öğrenilmiş şeyler olduğudur.

Çocuk çok küçük yaşlardan itibaren çevresindeki kişilerin çeşitli olaylar karşısında verdikleri tepkileri izler ve korkuyu model alarak öğrenir. Anne babasının belli bir olaydan sonra panik yaşadığını gören çocuk o olayla ilgili benzer bir tepki geliştirecektir.

Ailenin çocuğun karşılaştığı durumdan kaçınma davranışını desteklemesi durumunda çocuk o durumla mücadele etmeyi, başa çıkmayı öğrenemez. Çocuğun başa çıkabilme yetenekleri göz ardı edilmemelidir.

Soruna odaklanıp mücadele etme yeteneğinin küçümsenmesine yol açılmamalıdır. Korkuyla yalnız kaldığı bir anda da karşılaşabileceği düşünülmeli ve çocuğun sürekli koruma altında tutulması engellenmelidir.

Korkuların oluşmasında anne babanın yanlış tutumlarının da etkisi vardır. Erken çocukluk döneminde anne babaların bazı davranışları çocuklarda yoğun korku yaşanmasına neden olabilir. Çocuk bu dönemde anne babasının verdiği mesajı olduğu gibi alacak, altında yatan anlamları algılayamayacaktır.

Söz dinletebilmek için kullanılan “Gelmezsen bırakır giderim’“gibi tehditler, “Sakarsın, dikkatsizsin” gibi eleştiriler, “Beni hasta edeceksin” gibi suçlayıcı ifadeler, “Koşma, düşeceksin” gibi sürekli tehlike altında olduğunu ifade eden uyarılar, çocukların güvensiz ve korkak olmalarına yol açabilir.

İki-dört yaşlarında kayıp ve ayrılığa karşı hassasiyet görülür.

Yalnız kalmak, karanlık, yılan, köpek gibi hayvanlar korku yaratabilir. Bu yaş grubunda korkular, bebeklik dönemindekinden ve ileri yaşlarda görülenlerden daha çoktur. Bunun nedeni önceden fark edemediği, algılayamadığı durumları artık tehlike olarak anlayabilecek duruma gelmiş olmasıdır. Buna karşın deneyim eksikliği sebebiyle bu durumları kişisel tehdit olarak algılamaktadır.

Dört yaşından okul dönemine kadar aynı nedenlerle korku uyandıran nesnelerin çeşidinde, sayısında, şiddetinde önemli değişiklikler meydana gelir. Karanlık, yalnız kalmak, hayal ürünü yaratıklar, doğaüstü güçler gibi korkuları vardır. Okul öncesi dönemle birlikte bu korkuların sayısı ve çeşidi azalır.

Çocuk altı yaşından sonra okula başlar ve artık içinde bulunduğu dünya ile hayal dünyasını birbirinden ayırt etmeye başlar. Hayal ürünü olan korkularından yavaş yavaş kurtulur. Bu korkuların yerini zamanla kendisi ve yaşamdaki yeri, mevkisi ile ilgili korkular alır. Okul başarısızlığı korkusu buna örnek olarak verilebilir.

Korkuyla Baş Edebilme

Korkular çocuğun gelişiminin bir parçasıdır. Onlara karşı ters tepki verilmemeli, destekleyici bir yaklaşım içinde olunmalıdır.

Örneğin her zaman odasında yalnız yatan çocuk bir gece korktuğunu söyleyerek anne-babasının yanına geldiğinde sert tepki verip yerine gönderilmemelidir. Bunun yerine beraber odasına gidip korkulacak bir şey olmadığı sakin ve destekleyici bir ifadeyle anlatılmalıdır. Çocukla, korktuğu için alay edilmemeli, çocuk utandırılmamalıdır. Korkular normal karşılanmalı ve çocuk bu konular hakkında bilgilendirilmelidir.

Çocukluk korkularının pek çoğu bilgisizlikten kaynaklanır. Korkuları hakkında çocukla konuşmak, onları anlatmasını sağlamak, yok olmaları konusunda olumlu sonuçlar verir. Bilgilendirildikten sonra sıkılıkla çocuk korkularından kurtulabilir.

Terk edilme gibi birtakım korkuları ise sıklıkla ilgisizlikten ileri gelmektedir. Bu tür korkular fark edildiğinde çocuğa gerekli ilgi ve sevgi gösterilmelidir. Gerekli özgüveni sağlamak çocuğun birtakım korkularından sıyrılmasını sağlayacaktır.

Çocuğa korku veren olayların ve korku kaynaklarının üzerine kademeli biçimde gidilmelidir. Çocuğu korku kaynağı ile bir anda yalnız bırakmak korkunun daha da pekişmesine ve yerleşmesine neden olabilir.

Örneğin karanlıktan korkan çocuk karanlık bodruma sokulmamalıdır. Karanlık odaya yetişkinle birlikte bir göz atılmalıdır. Korkuyu yavaş yavaş ele almak gerekir. Diğer bir örnek, denizden ya da sudan korkan bir çocuğu, bağırta çağırta suya sokmak korkuyu artıracaktır.

Bunun yerine çocuğu su kıyısında, kumsalda oynamaya bırakmak, küçük bir havuz yaparak suyla barışmasını sağlamak yararlı olacaktır.

Korkuların nedenleri mutlaka araştırılmalı ve çocuğa yeterince süre tanınmalıdır.

Diğer yandan önemli bir başka husus da, korkulara yol açan etkenlerin bulunup, çocuğun bunları tehdit aracı olarak kullanması ve bunlardan ikincil kazançlar elde etmesini engellemektir.

Korku Ve Kaygılar Karşısında Anne Babalara Öneriler

Çocuğu korku ve kaygı yaratan durumlardan uzak tutmak gerekir.

Küçük çocuklara şiddet içerikli korku filmleri izlettirilmemelidir.

Aile içindeki kavgaları ve huzursuzluğu en aza indirmek gereklidir.

Gevşeme Çalışması: Bedensel ve Psikolojik açıdan çocuğu rahatlatmak için gevşeme egzersizleri yapılabilir.

Çocuğa duygu ve düşüncelerini rahatça ifade edebileceği bir ortam sağlanırsa bu sorunlar azalabilir.

Çocuk korku, kaygı, üzüntü, sıkıntı, öfke gibi duygularını anne babasıyla paylaşabilirse bu duygularını dışa vurma yolu olarak bozuk davranışları seçmeyecektir.

Değişmesi için çocuk da istekli hale getirilmeli ve değişim için çaba harcaması sağlanmalıdır.

İlgili makale Antalya Çocuk ve Ergenlere Psikoterapi

Antalya Klinik Psikolog Yasemin KULAÇ

Exit mobile version