Antalya Psikolog Ofisi – Lara Psikiyatri

Çocuklarda Ölüm Kavramı Ve Yas Süreci

Çocuklarda Ölüm Kavramı ve Yas Süreci

Ölüm, yaşamakta olan her insanın tarih boyunca yüzleşmekte en çok zorlandığı konulardan belki de birincisidir. Aynı zamanda ölüm yüzleşmekten kaçmanın çok zor olduğu bir kavramdır.

Çocuklarda Ölüm kavramı ve Yas Süreci

Çocuklar için travmatik bir durum olan ölüm durumunda neler yapılacağını bilmek önemlidir. Ölümün çocuk tarafından kavranması bilişsel olgunluk düzeyine göre değişir.

5 yaş öncesi ölüm kavramının algılanışı:

Bu yaş çocukları somut düşünce dönemindedirler. Ölüm bu yaş çocuklar için geri dönüşümü olan bir olay gibi algılanmaktadır ve dolayısı ile ölümü yaşamın sonu olarak algılayamazlar. Benzeri şekilde ölümün kaç yaşında olursa olsun herkesin başına gelebilecek bir durum olduğunu da kavrayamazlar. Sadece yaşlanınca ölünebileceğini türünden düşünürler.

Ölüm sebebi hakkında hayali ve doğru olmayan çıkarımlar yapabilirler. Egosantrik düşündüklerinden ötürüyse kendi düşünce, duygu ve isteklerinin bu ölüme neden olmuş olabileceğini zannedip suçluluk duyabilirler. Benzer şekilde ölen kişiyi geri getirebileceklerini de inanabilirler.

5-10 yaş arası dönem:

Bu yaş grubundaki çocuklarsa artık ölümün bir son olduğunu anlamaya başlamışlardır, Buna rağmen hala 7 yaşına kadar ölümü sıklıkla yaşlılıkla, hastalıkla ilişkilendirirler. Ölümün nedenlerine dair somut düşünceler hala hakimiyetini korur ancak ölüme engel olunamayacağını artık anlayabilmektedirler. Yakınlarını kaybedenler ile empati yapabilirler. Duygu paylaşmaya çalışabilirler. Ölümle ve kayıpla daha iyi başa çıkabilmeleri için, cenaze törenine götürmek, mezarlık ziyareti, yaşanan süreçle ilgili bilgilendirmeler uygun yaklaşımlardandır.

10 yaş ve ergenlik dönemi:

Artık ölümün her durumda, her koşulda, heryaştan kişinin başına gelebilecek bir durum olduğunu kavrayabilir olgunluğa ve algıya ulaşmışlardır. Dolayısı ile ölüm durumuna tepkileri şiddetli olr. kendi ölümleri ile ilgili olarak da kaygılar, endişeler hissetmeye başlarlar. Soyut konular, mistik inançlar, kader gibi kavramları ölümle ilşkilendirmeye başlarlar.

Ölüm karşısında çocuklarımız nasıl tepkiler verir?

Bu tepkiler ölümün algılanmasına paralel olarak değişiklikler göstermekle birlikte ortak özellikleri de bulunmaktadır. Tepkilerin nasıl olacağını belirleyen bir diğer faktör de yaklaşmakta olan ölümle ilgili çocuğun ne kadar ve nasıl bilgilendirildiğidir.

İlk tepkileri üç grupta toplayabiliriz:

1. Şoke olma-inanamama:
2. Korku-itiraz:
3. Tepki verememe, donup kalma, inkar hali ile hiç bir şey olmamış gibi davranma:

Ölüm sonrası yaşanan diğer tepkilere ise kaygı, suçluluk, öfke, canlı anılar, uykuya dalma güçlükleri, okul başarısında düşmeler, fiziksel rahatsızlıklar, özlem, üzüntü olarak sayılabilir. Ağrı ve sızılar gibi psikosomatik yakınmalar geliştirebilirler. Bazı çocuklarda kaybettiği hasta kişinin hastalığına benzer yakınmalar da gözlenebilir. Bazılarında içe kapanma, yetişkine bağımlılık, yalnız kalamama ya da yaşından daha küçük davranışlar içine gerileme durumları görülebilir.
Şiddete dayalı ölümlerde korku- kaygı gibi duygular daha yoğun yaşanırken bir yandan da bazı çocuklar iyilik yapanla veya yardım edenle özdeşleşerek gelecekteki kötü olayları kontrol etme gereksinimlerini ortaya koymuş olurlar.

Çocuklar için ölümün kaybını zorlaştıran unsurlar şunlardır:

Çocuğa ölümü anlatırken ve sonraki süreçte nelere dikkat etmeli?

1-Ölüm haberini ilk defa anne baba veya duygusal olarak yakın birinin vermesi uygun olur.
2-Haberi açık olarak söylemek, özellikle küçük çocuklarda soyut açıklamalardan kaçınmak gereklidir.
3-Her çocuğun yaşına uygun, onun anlayabileceği sözcükler seçilebilir. Küçük çocuklara ölümü anlatmak için “uyumak”, “uzun bir yolculuk” gibi benzetmeler kullanılan anlatım tarzı oldukça sakıncalıdır.
4-Bazen çocuklar ne demek istediğinizi tam olarak anlamamış olabilir, o yüzden tekrarlamanız gerekebilir. Anlamamanın nedeni bazen inkar etme isteği de olabilir, ancak çok sert olmamakla birlikte bu inkarı yaşamasına izin vermemek adına bir kaç kez neler olduğunu anlatmak gerekebilir.
5-Sabırlı olmak, duyguları çok fazla saklamaya çalışmamak, çocuğun sorularına karşı olabildiğince açık, gerçekçi, doğrudan yanıtlar vermeye gayret etmek önemlidir
6-Çocuklarınıza bu durumu algılayıp kabullenmeleri için zaman tanıyın. Onlardan gelecek her türlü tepkiye de hazırlıklı olun. Üzülüp ağlayabildikleri gibi hırçınlıklar da yapabilirler. Veya hiç bir şey olmamış gibi davranabilirler. Tepkileri ne yönde olursa olsun karşılık vermeden önce bu olayı algılamaları, özümsemeleri için zaman tanımayı unutmayın.
7-Bazen ağlamalar uzun süreli veya sık aralıklarla olabilir; böylesi durumlarda endişelenmeyin ve çocuğunuzu susturmaya çalışmayın. Ağlamak onun duygularını rahat ifade edebildiğini gösterir ve sağlıklıdır. Özellikle de “Ağlama, bak anneni üzüyorsun” gibi cümlelerden kaçının. Sadece ona sıkı sıkı sarılın ve duygusunu paylaştığınızı ve onu ne kadar sevdiğinizi ifade edin.
8-Tersine, bazı çocuklar üzüntülerini gösteremeyebilirler. Onları bu konuda suçlamamak, yargılamamak da bir o kadar önemli. Üzüntüsü çabuk geçen küçükler kadar, ergenlik döneminde özellikle de erkek çocukların üzüntülerini ifade etmeyi tercih etmediklerini sıklıkla görmekteyiz. Çocukları bu dönemlerinde gözlemlemek, ancak tepkilerinde serbest bırakmak önemlidir. Onu eğlendirmeye çalışmak, oyalama çabaları içine girmek, olayın etkisini azaltmaya veya dağıtmaya çalışmak işe yaramayan davranışlar olacaktır.
9-Çocuklarınıza çok abartılı olmamak koşuluyla kendi duygularınızı ifade edin. Böyle davranmanın hem sizin hem de çocuğunuz açısından pek çok olumlu yanı vardır.
10-Çocuğunuzun ölenle ilgili konuşulmadığında onun unutulduğunu düşünebilir, onunla ilgili konuşmaların veya üzüntü ifade etmenin ailenin diğer üyelerini üzeceğini düşünebilir. Bu nedenle de kendi duygularını söyleme cesareti bulamaz. Böyle durumlarda anne babanın duygularını ifade etmesinin bir başka önemi de, çocuklarına onlara destek olabilme şansı verebilmeleridir.
11-Çocuğumuza bizi düşündüğü, ağlarken mendil verdiği, yanımızda olduğu için kendimizi ne kadar iyi hissettiğimizi söyleyerek onun kendisini değerli, işe yarar hissetmesini de sağlayabiliriz.
12-Özellikle kardeş ölümleri sonrasında kalan çocuğun kendini değerli hissetme gereksiniminin çok yoğun olduğunu ve bunu mutlaka karşılamak gerektiğini unutmamak önemlidir. Bizim duygularımız onların duygu dağarcığını geliştireceği gibi duygularımızla baş ediyor olmamız ve yeni yaşama uyum sağlamaya başlamamız da onlar için önemli birer yol gösterici olacaktır.
13-Cenaze törenlerine her yaşta çocuğu götürmek yararlı olacaktır. Gerçek olmayan ölüm olgusunu daha gerçek bir hale getirmek, çocuğun ölülerle-ölümle ilgili hayaller kurmasını önlemek, yası sembolik olarak ifade etme olanağı tanımak, çocuğunuza ölenle vedalaşma ve duygularını ona karşı son kez belki de ifade etme şansı tanımak açısından cenaze törenleri çok önemlidir.
14-Çocuğunuzu tören sırasında yetişkinlerin gösterebileceği aşırı tepkilere karşı uyarmayı unutmayın. Tören sırasında çocuğunuz da ağlayabilir, tepki verebilir. Bazen de aşırı hareketli, sanki olanları umursamıyor gibi oyunlar oynayabilir, gülebilir, bunların hepsi o anki duygularını ifade etmenin birer biçimidir. Size olağan gelmiyor olsa da onun çocuk olduğunu ve tepki verme biçiminin bizlerden farklı olduğunu hatırlamaya gayret ederek olabildiğince hoşgörülü olmaya çalışın.
15-Tören sırasında ebeveyn dışında çocuğun güvenebileceği, ona destek olacak birinin yanında olması iyi olacaktır. Çocuklar bazen mezarlıkta ölenle konuşmak, onun yanına bir şeyler bırakmak isteyebilir, onlara bu olanağı mutlaka tanıyın. Anlamsız davrandıklarını söylemeye kalkmayın. Tören sonrasında izlenimlerini, duygularını paylaşmaya da teşvik etmeye gayret edin.
16-Çocuklar siz her ne kadar duygularınızı paylaşasınız da, onlarla konuşmaya çalışsanız da bu konuları bir süre konuşmak istemeyebilirler. Zorlayıcı olmayın, sadece anlatacaklarını her zaman dinlemeye hazır olduğunuz mesajını bir biçimde iletin.
17-Çocuklar söylemek istediklerini oyun yoluyla, resim yoluyla da ifade ederler. Ölümden sonraki dönemlerde oyunlarını, resimlerini iyi takip edin, oyunları ve resimler hakkında konuşun.
18-Çocuğu evin ortamı uygun olmadığı için evden uzaklaştırmaya çalışmayın, kendini dışlanmış hisseder, size güvenini kaybeder, istenmediğini düşünür. Hatta bu dönemlerde evden daha az ayrılmaya, çocuğunuzla daha fazla vakit geçirmeye çalışın.
19-Çocuklar bir süre sizinle yatmak, oda ışığını açık bırakmak, kapısını kapatmamak gibi taleplerde bulunabilir. Bir süreliğine bu taleplerini karşılayın ve yavaş yavaş eski düzenine geçeceğinizi ona da söyleyin.
20-Ölüm olayının başka bir sevdiğinin başına tekrar gelebileceğine ilişkin korkularını dile getirmeleri için teşvik etmek ve gerçekçi olmadıklarını göstermek de önemlidir.
21-Çocuğunuzla hissedebilecekleri suçluluk duygularını konuşmak, bu suçluluğu yok etmeye ve kendi kınamalarını önlemeye çalışmak gereklidir.
22-Küçük çocuklara kimin bakacağı konusunda güvence vermek onlar açısından çok önemlidir. Bu yaşlarda çocuklar ölümü tam olarak algılayamazlar, ancak kendilerine kimin bakacağına dair yoğun kaygılar duyarlar. Bu kaygılarını giderecek yanıtlar çocukları çok rahatlatacak, yeni yaşamlarına uyumlarını kolaylaştıracaktır.

Çocuk ve Yas

Bu tepkiler ölümün algılanmasına paralel olarak değişiklikler göstermekle birlikte ortak özellikleri de bulunmaktadır. Tepkilerin nasıl olacağını belirleyen bir diğer faktör de yaklaşmakta olan ölümle ilgili çocuğun ne kadar ve nasıl bilgilendirildiğidir.

İlk tepkileri üç grupta toplayabiliriz:

1. Şok – inanama: Özellikle küçük çocuklar ölümü kabullenmekte zorlanır ve kendilerini bunun gerçek olmadığına, gidenin bir gün geleceğine inandırırlar.
2. Korku – itiraz: Küçük çocuklar yalnız kaldıklarından, bakacakları kimse olmadığından, diğer sevdiklerinin öleceğinden korkarlar.
3. Tepkisizlik, donup kalma, hiç bir şey olmamış gibi davranma: Küçükler ölüm gerçeğini tam olarak kavrayamadıklarından hemen oyunlarına dönerler, ancak sık sık öleni aramayı da sürdürürler. Ergenlik döneminde ise tepkisizlik yaşanan olayın yol açtığı travmanın ağırlığını kaldıramama ile ilişkilidir.

Ölüm sonrası yaşanan diğer tepkilere ise kaygı, suçluluk, öfke, canlı anılar, uykuya dalma güçlükleri, okul başarısında düşmeler, fiziksel rahatsızlıklar, özlem, üzüntü olarak sayılabilir.

Baş ağrısı, karın ağrısı, kas gerginliği gibi fiziksel yakınmaların yanında bazı çocuklarda kaybettiği hasta kişinin hastalığına benzer yakınmalar da gözlenebilir.
Ayrıca yaşından küçük davranma, kişilik değişiklikleri, gelecekle ilgili karamsar düşünceler de yas tutan çocuklarda görülebilen tepkileri kaybı olan çocukların bazıları çevredeki insanlardan uzak durmaya çabalarlar. Diğerlerinin soru ve yorumlarından kaçmak, duygularının anlaşılacağından rahatsızlık duymak, “Yakınımdakiler ölüyor o yüzden kimseye yakın olmak istemiyorum” tarzı düşünceler çevreden uzak durmanın nedenleri arasında sayılabilir.

Kayıplar çocuklar için aynı zamanda bir olgunlaşma-büyüme süreci gibi de işlev görebilmektedirler. Özellikle bir ebeveynini kaybeden çocuğun aile içinde rolü değişir ve genelde daha büyük rolü alır. Bu rolü alırken sağ ebeveyni ile dayanışma içinde olursa, daha olgun ve bağımsız bir birey olabilir. Tam tersi bu rol üstüne yıkılır, taşıyabileceğinden ağır sorumluluk verilirse çocuk kendini yetersiz hisseder, çocukluğunu yaşayamayabilir.

Şiddete dayalı ölümlerde korku- kaygı gibi duygular daha yoğun yaşanırken bir yandan da bazı çocuklar iyilik yapanla veya yardım edenle özdeşleşerek gelecekteki kötü olayları kontrol etme gereksinimlerini ortaya koymuş olurlar.

İlgili Makale Çocuk ve Ergenlere Psikoterapi

Yasemin KULAÇ

Klinik Psikolog

Exit mobile version